08:14
Yslamyýetde zenan
İSLAMİYET'TE KADIN

İslam dininin MS 7. yüzyılda ortaya çıkışından önce, dünyadaki toplumlarda kadının durumu karanlık bir tablo arz eder. Kadınlar bu devirlerde değersiz, zayıf ve eksik sayılırlardı ve bu yüzden birçok haklardan mahrum bırakılmışlardır. Hatta kadının insan olup olmadığı bile tartışılmıştır. Bu hususta aşağıdaki örnekleri verebiliriz:

* Eski Hint hukukunda, kadının evlenme, miras gibi konularda hiçbir hakkı yoktu.

* Buda, kurduğu din öğretisinde önceleri kadınları dinine kabul etmedi. Daha sonra kadınları dinine kabul etmiş ama onların Budist toplumu için tehlikeli olabileceğini söylemiştir.

* Eski Yunan ve Roma devletlerinde kadın hiçbir hukuki hakka sahip değildi. Kadınlarla evlenmenin amacı zevklerini tatmin etmek içindi. Kadını evde hizmetçi ve bekçi olarak görüyorlardı.

* Eski Çin’de kadını insandan saymazlardı, bu nedenle onlara isim bile takmazlardı. Onları 1, 2, 3 diye sayılarla çağırırlardı.

* Eski İsrail hukukunda ailede erkek mutlak hakimdi. Yahudi kızları babalarının evlerinde bile hizmetçi olarak değerlendirilirdi. Babaları onları istedikleri zaman satabilirdi. Ailede boşanma hakkı sadece erkeğe verilmişti.

* İngiltere’de MS 5. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar kocalar karılarını satabilirdi. Kadın İncil’e el süremezdi. Bu statü Kral. 8. Henry devrinde (1509-1547) ancak kaldırılabilmişti.

* Eski Arap toplumunda kız çocuğuna sahip olmak bir utanç vesilesiydi. Bu nedenle kız çocuklarını küçük yaşta diri diri toprağa gömerlerdi.

Kadınların bu karanlık tablosu bugün büyük çapta ortadan kalkmıştır. İslam dininin ortaya çıkması ile Ortadoğu’da kadınlara hakları verilmiş, toplum ve ailede sevgi ve saygı gösterilmesi gereken bir insan olarak değerlendirilmiştir. Batı’da ise ancak Aydınlanma hareketi ile 18. yüzyıldan sonra kadınlar sosyal ve insani haklarını elde edebilmişlerdir.

• İslam’da Kadın

Kadının toplumdaki yerinin karanlık tablosu, İslam’ın MS 7. yüzyılda ortaya çıkması ile kaybolmuş, yerini aydınlık bir tabloya bırakmıştır. Böylece İslam dini mağdur olan kadının imdadına yetişmiştir. İslam dininde bütün insanların eşit olduğu ve Allah katındaki farklılığın ise, sadece takvada (Allah’tan korkma) olduğu ifade edilmiştir:
“Ey İnsanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır.” (Hucurât suresi, ayet 13)
İslam’da kadının özel bir yeri vardır. Çünkü kadın İslam’da bazı ilklere imza atmıştır. Örneğin Hz. Peygamber (sav)’e ilk iman eden insan eşi Hz. Hatice (rah)’dır. İlk İslam şehidi de, meşhur sahabi Ammâr’ın annesi Sümeyye (rah)’dır.
Peygamberimiz (sav) kadına sevgi, saygı ve şefkat gösterme konusunda birçok örnek davranışlar göstermiştir. Kendisine Allah Teâlâ tarafından sevdirilen dünya ile ilgili üç şeyden biri kadındır. Peygamberimizin (sav) kadınlarla ilgili birçok hadisleri vardır:

“Şüphe yok ki kadınlar erkeklerin dengi, benzeri ve bir eşidir.”
“Dünya bir yararlanma alanıdır. Onun nimetlerinin en hayırlısı iyi kadındır.”
“Kadınla dört şey için evlilik yapılır. Malı, soyu-sopu, güzelliği ve dindarlığı. Sen bunlardan dindar olanını bul, mutlu olursun.”
“Ya Resûlallah, kadınların hangisi iyidir? diye sorulunca şöyle cevap vermiştir: O kadınlar ki kocası kendisine baktığında mutlu olur, bir şey söylediğinde isteğini yerine getirir, namusunda ve malında kocasının hoşlanmayacağı bir harekette bulunmaz.”

İslam’da kadın ve erkek hukuk karşısında eşittir. İslam ceza hukukuna göre kadına karşı işlenmiş suçlar, kadının ister şahsına, ister malına, ister şerefine karşı olsun erkeğe karşı işlenmiş gibi cezayı gerektirir. Kadın hakları bakımından İslam hukuku, bugünkü Avrupa hukukundan daha üstündür. Bu husus birçok batılı filozof tarafından dile getirilmiştir. Örneğin W. Durant, “İslam Medeniyeti” adlı kitabında şöyle yazmaktadır: “Başka bir açıdan bakmak gerekirse, Müslüman kadın Avrupa’daki bazı kadınlara göre daha iyi durumdadır. Edindiği mal ve para yalnız kendine aittir. Kocası ve kocasının alacaklıları ona dokunamaz. Harem’in emniyeti içinde çalışır, evini idare eder ve çocuklarını yetiştirir.” Aynı şekilde J.C. Risler “La Civilasation Arabe” adlı kitabında şunları yazmaktadır: “Hukuk davalarında kadın erkeğe tamamiyle eşit bir dereceye yükseltildi. İslamiyet ile birlikte kadın da veraset, vasiyet ve meşru bir mesleğe girme konusunda özgürlük kazandı.” Fransız filozof Voltaire de “Dictionnaire Philosophique” adlı kitabında şöyle diyor: “Türk kardeşime diyeceğim ki senin dinin bana çok saygı değer görünüyor. Bir tek Tanrı’ya ibadet ediyorsun. Her yıl gelirinin kırkta birini zekât vermek, bayram gününde düşmanlarınla barışmak mecburiyetindesin. Bütün dünyaya iftira eden bizim yobazlar (papazlar) senin dininin tamamıyla zevke hitap eden bir din olduğu için tutunduğunu belki bin defa söylediler. Hepsi de yalan söylemiş bu zavallıların, Senin dinin çok asil.”

İslam dini insanlara evlenmeyi emretmiştir: “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah lütfu geniş olan ve her şeyi bilendir.” (Nur suresi, ayet 32).

İslam dini, cinsi tatmin olmayı, kendi gösterdiği meşru yolun dışında arayan fertlerin toplumun sağlıklı düzenini bozucu unsurlar olduğunu kabul eder. Bu husus bir hadiste şöyle ifade edilmektedir: “Benden sonra, erkekleri kadınlardan daha çok etkileyecek bir fitne (cazibe) bırakmadım.” Başka bir hadiste “Kişi evlenmekle dininin yarısını tamamlamış olur, diğer yarısı için de Allah’a karşı saygılı olur” buyurulmuştur. Bu nedenle cinsel tatmin olmanın doğru ve meşru yolu evlenmektir. Bu durum şu ayette açık olarak teyid edilmektedir:

“Yine O’nun ayetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.” (Rum suresi, ayet 21).

Evlenmekte kadın ve erkek, eşini seçmekte ne kadar serbesttir? İmam Malik ve İmam Şâfiî’ye göre kadın hislerine mağlup olabileceğinden, evleneceği insanı seçmekte gerekli titizliği gösteremeyebilir. Bu bakımdan evlenmede velisinin izni olması gerekir. İmam Hanefi’ye göre kadın bakire olsun veya dul olsun eşini seçmekte hürdür ve kendi izni olmadan evlendirilemez.
İslam dininde evlenme konusunda bir istisna vardır. Müslüman bir kadın Müslüman olmayan bir erkekle evlenemez. Buna mukabil, Müslüman bir erkek Müslüman olmayan bir kadınla evlenebilir. Ancak bu kadının ehl-i kitap, yani Musevi veya Hristiyan olması gerekir. Müşrik olanlarla, yani ateşe, güneşe, yıldızlara ve putlara tapan kadınlarla evlenilmez.

“Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâhlamayın. Bir müşrik sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor…” (Bakara suresi, ayet 221).

Evlilik ömür boyu sürecek bir beraberlik olduğundan, temeli sevgi ve saygıya dayanmalıdır. Bunun için evlenecek kişilerin birbirlerini görüp beğenmeleri gerekir. İslam dini, müstakbel çiftlerin önceden birbirleriyle görüşmelerini hoş karşılar, ancak bunun edep ve dini ölçülerde olması gerekir.
Kuran’da insanlara yapılan hitaplar genellikle erkeklere hitap şeklindedir. Bunun sebebi Arapça dilinin özelliğidir. Arapçada, kadın ve erkekten oluşmuş bir topluluğa hitap etmek için müzekker (eril) ifade kullanılmıştır. Fakat bu, Kuran’da erkeklerin kadınlardan üstün tutulduğu anlamına gelmez. İman ve ibadette kadın ile erkek aynı derecede sorumludur. Bu nedenle uyulması gereken konularda kadın ve erkek beraber zikredilmiştir:

“Şüphe yok ki Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkeklerle Allah’ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb suresi, ayet 35).

Bununla beraber Nisa suresi, ayet 34’te şu ifadeler geçmektedir:

“Erkekler kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini cihat, imamet ve miras gibi işlerde diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından aile fertlerine harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkâr olanlar ve Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır…”

Bu ayette adı geçen “kavvamun” (yönetici, koruyucu) kelimesinin kökeni “kıyam” kelimesidir. Erkeklerin bu kıyam görevinden şu iki husus anlaşılır: 1) Kadının geçimini sağlamak, 2) Kadını belirlenmiş sınırlar içinde gözetmek ve korumak. Bu hususlar aslında kadının lehine olan şeylerdir. Erkeğin kadın üzerinde kayyum olmasıyla kadın alçaltılmış değildir. Çünkü kadının evlilikte hiçbir mali yükümlülüğü yoktur. Kadın kendi malını ticaret yoluyla çoğaltabilir, hibe edebilir veya kiraya verebilir. Bunun için kocasından izin alması gerekmez. Erkek karısının şahsi malına karışamaz ve bu mallar üzerinde hiçbir tasarruf etme yetkisi yoktur. Ancak karısı izin verirse, erkek karısının malları üzerinde tasarruf edebilir. Bu durumda, ayetin belirttiği husus, yani erkeğin kadın üzerindeki hakimiyeti nedir? Bu hakimiyeti şu şekilde anlayabiliriz:

1) Yaratılış bakımından erkek kadına nazaran fiziksel olarak daha kuvvetlidir ve zorluklara karşı dayanma gücü daha fazladır. Tedbirli olmak ve sabırlı olmak bakımından kadından daha üstündür. Bu nedenle peygamberlik, devlet başkanlığı, şahitlik, savaş ve mirasta erkek öne geçmektedir.

2) Erkeğin evlenmede, mehir vermekte, ailenin geçimini sağlamakta mali sorumluluğu vardır. Erkeğin hakimiyeti bu sorumluluklarının bir sonucudur. Çünkü yetkiler sorumluluklarla paraleldir.

İslam hukukunda erkek ailenin reisi ve sorumlusudur, Mesken temin etmek, aileyi geçindirmek ve korumak erkeğe aittir. Kadın ise, evini ve çocuklarını korumak ile sorumludur. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

“Kadın beş vakit namazını kılar, yılda bir ay orucunu tutar, namusunu korur ve kocasına itaat ederse cennet kapılarının dilediğinden içeri girer.”

Başka bir hadiste, evli kadınların eşlerine karşı olan davranışları konusunda Miraç gecesi ile ilgili şunlar ifade edilmiştir:

İbn Abbas (ra)’tan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Bana ateş (cehennem) gösterildi. Cehennemliklerin çoğunluğunun kadınlar olduğunu gördüm. Zira onlar inkâr edenlerdir.” Hz. Peygamber (sav)’e soruldu: “Allah’ı mı inkâr ederler?” Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Kocalarını (n hakkını) inkâr ederler, iyiliği inkâr ederler. Onlardan birine uzun zaman iyilikte bulunsan, sonra senden (sevmediği) bir şey görse hemen, zaten senden hiçbir iyilik görmedim der.”

Onun için Müslüman hanımların eşlerini değerlendirirken çok dikkatli olmaları gerekir. Bu hadisin anlatmak istediği hususu iyice düşünmeli ve evlilikteki düşünce ve davranışlarını ona göre düzenlemelidirler.
İslam dininde evlilik sadece cinsel tatmin olmayı değil, aynı zamanda ailede sükûn ve huzuru, sevgi ve şefkati, iffeti ve çoğalmayı amaçlar. Bu nedenle Hz. Peygamber (sav) bir hadisinde şöyle buyurur: “Evlenin fakat boşanmayın, zira Allah Teâlâ zevkine düşkün kadın ve erkekleri sevmez.” Yani evliliğin aşırı zevkler için istismar edilmesi yasaklanmıştır.
İslam dini, Nisa suresi 3. ayetinde, en fazla 4 kadınla evlenmeye müsaade etmiştir. Ancak bu bir farz değil, bazı zorunlu durumlardan dolayı bir ruhsattır. Böyle bir durumda erkeğin eşleri arasında adaletli davranması emredilmiştir. Eğer erkek adaletli davranamayacaksa bir eş ile yetinmelidir.
İslam hukukunda, evlenme akdi (sözleşme) yapılırken kadın, kocasının kendisinin üzerine evlenmemesini şart koşabilir. Ayrıca, nikâh akdini fesih etme, yani boşanma hakkı elinde olan erkek, eşine istediği zaman boşanabilme iznini verebilir. Koca bu hakkı eşine nikâhtan sonra da verebilir. Nikâh akdinde, boşanmanın şekilleri ve sayısı tayin ve tespit edilir. Kadın hakkını bu tespit edilen şartlar altında kullanabilir. Koca, nikâh akdi ile eşine vermiş olduğu hakkı geri alamaz. Ancak bu gibi haklar gereksiz nedenlerle suistimal edilmemelidir. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Zaruri bir durum olmadan boşanma talebinde bulunan kadına cennet kokusu haram kılınmıştır.”
İslam inancına göre kadın fesat (kötülük) için yaratılmış şeytanî bir varlık değildir. Bilakis kadın saygı ve sevgi duyulması gereken bir varlıktır. Ancak kadının vücudunun güzelliği, duygularının inceliği, davranışlarının cazibesi (çekiciliği) ve gönlünün sâfiyeti nedeniyle istismar edilmeye, aldatılmaya ve bunun sonucunda sahip olduğu asaletinin zarar görmesi mümkündür. Bu nedenle İslam’da, mahrem olmayan kadın ve erkeğin şehvet duygusuyla birbirlerine bakmaları yasaklanmıştır. Bunun için erkek ve kadınların namuslarını korumaları ve vücutlarının mahrem olan yerlerini örtmeleri emredilmiştir. Müminlerin gözlerini kendilerine mahrem olmayanlara karşı kapamalarını emreden ayette, “Bu kendileri için daha temiz ve nezih bir harekettir.” (Nur suresi, ayet 30) buyurulmuştur. Ayrıca “Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha güzel bir harekettir.” (Ahzab suresi, ayet 53) denilmektedir.
Müslüman kadınların örtünmeleri ile ilgili ayet aşağıdadır:

“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini harama bakmaktan korusunlar, namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünür kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini yakalarının üzerine kadar örtsünler…” (Nur suresi, ayet 31).

Ahzab suresi, 59. ayette; mümin kadınların sokağa çıkarken baş örtülerini ve dış elbiselerini giymeleri emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır: “…Bu onların tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır...” Burada anlatılmak istenilen, kadının açık bir kıyafetle dışarı çıkıp dolaşması durumunda bazı insanlar tarafından rahatsız edilmelerinin mümkün olduğudur. Çünkü açık bir kıyafetle gezen bir kadına bir erkeğin şehevî gözlerle bakması kadını rahatsız eder. İslam dini kadına örtünmeyi emretmekle, kadını değersiz bir varlık olarak kabul etmiş ve onun özgürlüğünü elinde almış değildir. Aksine örtünmeyi emretmekle kadını korumuş ve değerini arttırarak onun saygıya lâyık bir insan olduğunu ortaya koymuştur.
İslam hukukunda adaletin tam tesis edilebilmesi için, doğru şahitlik yapılmasına önem verilir. Bu nedenle yalancı şahitlik büyük günahlardan sayılmıştır. İslam’da, bekâret ve doğum gibi kadınlara has konularda tek başına kadınların şahitliği geçerli ve yeterli kabul edilmiştir. Ancak “had” ve “kısas” müstesna bütün hak ve akitlerde iki erkeğin şahitliği veya bir erkekle birlikte iki kadının şahitliği yeterlidir. Buradaki iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine sayılması, Bakara suresi, 212. ayette şu şekilde anlatılmıştır: “Kadınlardan biri unutsa diğeri ona hatırlatır.” Buradaki “unutma” ile açıklanan kelime “dalâlet” kökündendir. Dalâlet, “gaflet etmek, hataya düşmek, doğru yoldan sapmak” anlamlarına gelmektedir. Burada iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine sayılması, kadının erkeğe nispetle daha aşağı bir varlık olması veya onun yarısı kadar bir varlık olduğu düşünülmesi nedeniyle değildir. Bunun nedeni kadının yapısındaki fizyolojik ve psikolojik özelliklerden dolayıdır. Çünkü kadınların olaylara bakışında duygusallık ağır basar. Dolayısıyla kadın zihinsel muhakemeden çok hisleriyle karar verir. Halbuki, şahitlik müessesinin temeli hakkın zayi olmamasına dayanır.
İslam hukukuna göre kadının öğrenme ve eğitim hakkı vardır. Hayatı bilebilmesi için öğrenmek onun için de şarttır. Kadın da erkek gibi bir kuldur ve yaptıklarından Allah’a karşı tek başına sorumludur. Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Erkek olsun, kadın olsun, mümin olarak iyi işler yapanlar mutlaka cennete girerler.” Bu nedenle kadın da Allah’ın emir ve yasaklarını öğrenmek zorundadır.
Kadın çocuklarını en iyi şekilde eğitebilmesi için bilgi sahibi olmalıdır. Eğitimli bir kadın her bakımdan kocasına ve ailesine faydalı olur. Ancak bu, kadının serbestçe erkek arkadaşlarla beraber ortak hayat sürmesi demek değildir.
Peygamberimiz (sav) zevcelerinin okuma yazma öğrenmelerine gayret göstermiştir ve onların ilimle meşgul olmalarını istemiştir. Peygamberimizin (sav) zevceleri binlerce hadis rivayet ederek, bu ilmi bilgileri insanlara öğretmişlerdir. Sahabe devrinden sonra da kadınlardan İslam âlimeleri çıkmıştır. Örneğin Fâtıma Fakihe ve Bağdatlı Fâtıma meşhurdur. İslam tarihinde sadece ilk beş asrın içinde hadis rivayeti ve öğretimiyle meşgul olan hanımların sayısı 350’den fazladır.
Allah Teâlâ, yarattığı insanlar arasında bir görev taksimi yapmıştır. Bu taksimde, vücut ve psikolojik yapısı bakımından taşıdığı özellikler dolayısıyla kadına dört büyük görev veriliştir. Bu görevler hamile olmak, doğum yapmak, çocuk emzirmek ve çocuğu eğitmektir. Kadının bu görevleri başarabilmesi için ağır, yorucu ve yıpratıcı işlerde çalışmamalıdır. Özellikle çocuğun yetiştirilmesi ve eğitilmesinde önemli olan ilk 6 ayı ve ilk 6 senesi annenin yönetiminde gerçekleşmelidir. Bu süreler içinde, anne çocuğunu şefkat ve sevgi ile büyütmek ve eğitmekle görevlidir. Bunu temin için başka meşguliyetler içinde olmamalıdır. Bu bakımdan, kadının erkek gibi hayat mücadelesi içine atılması, kendine ve çocuğunun gelişmesine zarar verebilir. Çünkü iş hayatına atılan anne, çocuğunun eğitimine ve gelişmesine yeteri kadar özen gösteremez. Bu nedenle, İslam dini ailenin geçimini temin etmeyi erkeğe zorunlu kılmıştır.
Kuran’da, Hz. Peygamber (sav)’in zevcelerine vakar, sükun ve huzur ile evlerinde oturmaları ve ilim ile meşgul olmaları emredilmiştir:

“Ey Peygamberin hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz… Hem vakarınızla evlerinizde durun da, önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip dışarı çıkmayın… Oturun da evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti anın…” (Ahzab suresi, ayet 32-33-34).

Peygamberin (sav) hanımlarına yapılan bu tavsiyelere, diğer Müslüman hanımların da uymaları gerekir. Çünkü Peygamberimizin (sav) hayatında bizler için örnekler olduğu Kuran’da bildirilmiştir. Ancak bu kadının hiçbir zaman evden çıkamaz anlamına gelmez. Kadın, toplumda diğer kadınlarla İslami ölçülerde, insanlara faydalı olmak için sosyal faaliyetlerde bulunabilir. Ancak bunlar İslami kurallar çerçevesinde olmalıdır. Örneğin camiye giden bir kadının koku sürmesi yasaklanmıştır.
İslam hukukuna göre kadın askerlik yapmak ve savaşa katılmak zorunda değildir. Erkekler için “Cennet kılıçların parıltıları altında” ise, kadınlar için “Cennet annelerin ayakları altındadır.” Bununla beraber kadınlar savaşlarda geri hizmette erkeklere yardımcı olmuşlardır. Sahabi devrinde, kurtuluş savaşında ve Cezayir’deki kadın İslam mücahitlerinin kahramanlıkları bilinmektedir ve bunlar tarih boyunca dile getirilecektir.
Kadının siyasi hakkı İslam’da kısmen tanınmıştır. Zaman içinde bu haklarda değişiklikler yapılmıştır. Sahabi zamanında kadınlar devlet yönetimine seçilmemişlerdir. Fakat kendileriyle istişare yapılmıştır. İslam, kadının devlet başkanı seçilmesini hoş karşılamaz. Hz. Peygamber (sav), İran kisrâsının kızının devlet başkanlığına getirildiğini duyunca şöyle buyurmuştur: “Yönetimlerini kadına havale eden bir millet dirlik göremez.” Bunun nedeni, kadının yapısının ve karakterinin siyaset maceraları için uygun olmamasıdır. Siyaset çok sert ve yıpratıcı bir ortamdır. Kadın ise narin ve duygusal bir varlıktır. Bu iki yapı birbiriyle uyumlu olmaz.
Kadının toplumda saygın ve asil bir varlık olarak yaşaması, ancak İslami kurallara uyması ve yaşamını o kurallara göre düzenlemesi ile mümkündür. Aksi halde kadın yaratılışındaki asli görevini tam olarak gerçekleştiremez.

• Bugünkü Toplumumuzda Kadın

Maalesef bugün toplumumuzda İslam anlayışı zayıf ve çoğu kez yanlış olduğundan, kadınlarımızın toplum içindeki davranışları birçok sorunlara neden olmaktadır. Toplumumuza empoze edilen batı toplumlarının kültür anlayışı, kadınlarımızı evden çıkarmış ve erkeklerle birlikte serbest bir hayat yaşamaya itmiştir. Çağdaşlık, özgürlük diye yapılan propagandalara kadınlarımız aldanmışlardır. Bunun sonucunda, toplum yaşamındaki İslami değerler göz ardı edilmiş ve kadınlarımız serbest hayata alışarak aile hayatındaki bağlayıcı unsurlar zayıflamıştır. Bu durum, kadının yaratılışındaki gerçek görevini terk etmesi demektir. Bunun sonucu olarak, toplumumuzda aile hayatının sarsıldığını ve boşanmaların arttığını üzüntü ile seyrediyoruz.
Batı kültürünün etkisi ve kapitalizmin para kazanma hırsının sonucu olan propagandalar ve reklamlarla, günümüzde kadınlarımızın büyük bir kısmı israf içinde yaşamaya yönelmişlerdir. Kadınlarımız nefis ve şeytanın da teşviki ile büyük çapta dünya düşkünü olmuşlardır. Onları tatmin etmek çok zordur. Tabii ki istisnalar vardır ama büyük çoğunluğu böyledir. Erkeklerin büyük bir kısmı, kadının maddi taleplerini yerine getirmekte acizdirler. Kadınlar ise, heva ve heveslerine daha düşkün olduklarından çevresinde gördükleri ve reklamların ortaya saçtığı şeyleri istemekte ısrarcıdırlar. Her gün televizyon ve sosyal medyada gördükleri dünya metaını arzu ederler ve bunları elde etmek için eşlerini zorlarlar. Dırdır ve arzularını devamlı dile getirmekle evde huzursuzluk oluştururlar. Büyük bir kısmı, İslam şeriatına uyarak, kendisinin eline geçenle tatmin olmayı tercih etmez. Bunun sonucunda, eşler arasındaki sözlü kavgalarda, kalbî olmasa da, dilde düşmanlıklar ortaya çıkar. Eğer kültür seviyesi ve çevresi bu düşmanlığı bastıracak durumda ise evlilikler zorunlu olarak devam eder. Eğer kültür seviyesi ve ekonomik durumları bu düşmanlığı bastıracak durumda değilse, boşanmalar ortaya çıkar ve hatta bazı durumlar erkeğin kadına karşı şiddet uygulaması ile sonuçlanır. Eski devirlerde manevi kültür daha ileri olduğundan, bu türlü olumsuzluklar toplumumuzda yoğun bir şekilde görülmezdi. Fakat bugün insanlarımız manevi ve maddi kültürden yoksun ve ekonomik zorluklar içinde olduğundan iş çığrından çıkmıştır. Bu asrımızın hastalığıdır. Bunun tedavisi ancak ve ancak manevi kültürün tekrar elde edilmesiyle mümkündür. Ancak bunun mümkün olacağı toplumumuzda gözükmüyor. Çünkü başta Müslümanım diyenler bu olumsuz çarkın baş oyuncularıdır. Toplumun bu durumdan kurtulması ancak büyük felaketler yaşamasının sonucunda ders almaları ile mümkün olabilir. Bu ise ne zaman, nasıl olur, bunun hakkında yorum yapmak mümkün değildir.
Kadın konusunda kendimizi aldatmayalım. İslam dininin bu konuda neleri tavsiye etmişse onları uygulayalım. Ayetlerin anlamlarını, kadınlara hoş görünmek için saptırmayalım. İslam inancımızı güçlendirelim ve yaşamımızda uygulayalım.
Toplumumuzda kadının çıplak olması teşvik edilmektedir. Böylece kadının özgür ve mutlu olacağı söylenmektedir. Halbuki gerçek böyle değildir. Herkesin önünde kendisini serbestçe teşhir eden kadın, erkeklerin şehvetini kabartmakta, ona bakanlar ve onunla konuşanlar sadece şehvet duygularıyla ona yönelmektedir. Bu kaçınılmazdır. Çünkü insanın yaratılışı böyledir. İnsanın en güçlü yanı onun şehvetidir. Böyle bir ortamda kadın mutlu olamaz ve rahatsız olur. Çünkü kadın, vücudu ile değil, kişiliği ile sevilmek ve ilgi görmek ister. Ama dış görünüşü buna mani olur. Bazı insanlar buna itiraz ederek, benim kalbim temiz dese de, bu inandırıcı değildir. Çünkü insan yaratılış olarak şehvetinin tesiri altındadır.
Tesettüre uymayan evli bir kadın, yalnız eşinin görmesi gereken güzelliklerini başkalarına da göstermiş olması nedeniyle eşi tarafından tam olarak sevilemez. Çünkü erkek bilir ki, eşinin kendisine sunduğu bu güzellikleri kısmen de olsa herkes tarafından görülüyor. O zaman böyle bir evlilikte ilişki sevgi ve muhabbete dayanmaz, sadece bir şehevi ihtiyacın tatmin edilmesine dayanır. Böyle bir ailede ne kadın ne de erkek mutlu olur ve huzura kavuşur.
Toplumumuzda, düşünce ve eylemleri ile İslam’a zarar veren bazı kadınlar vardır. Kendilerini Mevlevî şeyhi olarak tanımlayan bazı kadınlar, İslam dininin temellerini çiğneyerek hareket etmektedirler. “Allah’ın sizin ibadetinize ihtiyacı yoktur, O’nu sevin yeter” diyerek Müslümanları yanlış yönlendirmektedirler. Kendileri İslami tesettüre uymayarak, Müslüman kadınlara tesettüre uyma konusunda kötü örnek olmaktadırlar. Açık giyimli kadınlar ve genç erkekler bir arada oturarak dini ilahiler söylemektedirler. Bunlar İslam dinine tamamen aykırıdır ve bunun hesabını ahirette vermek çok zor olacaktır.
Tesettür İslam dininin emridir. Şeriat (İslam kuralları) olmadan marifet (Allah’ı bilme) mümkün değildir. Dolayısıyla bugün bu yanlış yolda olan mevleviler hiçbir şekilde gerçek mevlevi değillerdir. Onların iddialarına göre, Hz. Mevlânâ (ks) tek başına kadınlarla birlikte sema ve zikir yapmış ve kadınlar Hz. Mevlânâ’nın başına güller dökmüşler. Bu iddia tamamen asılsızdır ve Hz. Mevlânâ’ya açık bir iftiradır. Çünkü Hz. Mevlânâ gibi bir İslam âlimi ve mutasavvıfı, İslam’ı çok iyi bilen biri olarak, kendi mahremi olmayan kadınlarla bu şekilde bir davranış içinde olması mantığa aykırıdır. Hz. Mevlânâ gibi bir Allah dostunun İslam şeriatına aykırı hareket etmesi beklenemez. İslam şeriatı bir erkeğin, mahremi olmayan kadınlarla tek başına bir arada bulunmasını yasaklar. Bu husus ayet ve hadislerle sabittir. Hz. Mevlânâ bu hakikatin dışına çıkacak biri değildir.
Bazı İslam ülkelerinde, batının İslam dinini dejenere etmek için icat ettiği vehabilik inancı hakimdir. Bu ülkelerde kadınların aşağılanmakta olduğu görülmektedir. Bu aşağılanma İslam’ın emri değildir. Bu kişilerin yanlış inanış ve fiillerinin sonucudur. Bunlar İslam’ı kötülemek isteyenlere bahane olmaktadır. Oysa bu durumun gerçek İslam’la bir ilgisi yoktur.
Ey Müslüman kardeş, şunu unutma ki kâfirler en çok gerçek İslam’dan korkmaktadırlar. Onlar da İslam’ın gerçek gücünü biliyorlar ve gerçek İslam ortada iken, ülkemizi ele geçirmenin veya ülkemizden bir parça koparmanın mümkün olmadığına inanıyorlar. Bunun için iki asırdır İslam dinini dejenere etmek ve Müslümanların inançlarını saptırmak için uğraşıyorlar. Bunun için, bazı hoca ve ilahiyatçıları kendi emelleri doğrultusunda kullanıyorlar. Ancak uğraşıları boşunadır. Bu ülkede İslam’ı yok edemeyecekler ve tabii ki zafer sonunda İslam’ın olacaktır.
“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmran suresi, ayet 139).

• Batı Toplumunda Kadın

Batı toplumunda kadının hakları, o topluma hakim olan kültürün ürettiği seküler (dünyevî) kriterlerle tanımlanmıştır. Bu kriterler batı kültürüne ait olan modernitenin çağdaşlık anlayışına uygundur. Ancak bu kriterlerin evrenselliği kabul edilebilir bir şey değildir. Batı toplumunda kadının haklarını tanımlayan bu kriterlerle kadın gerçekten özgür müdür? Mutlu mudur? Bu sorunun cevabını aşağıda vermeye çalışacağız.
Batıda kadın ve erkek her bakımdan eşittir diye yasalar çıkarılmıştır. Erkeğe tanınan özgürlükler ve haklar kadına da tanınmıştır. Ancak, batı toplumundaki dengeler tamamen maddi çıkarlar ve menfaatler üzerine kurulmuştur. Bu toplumlarda asıl amaç maddi getiridir. Maddi getiri uğruna yapılacak her türlü sömürü ve haksızlık mübah ve meşrudur. Avrupa’daki sanayi devriminde topluma hakim olanlar hem kendi toplumunun fertlerini hem de diğer toplumların insanlarını sömürmüşlerdir. Dolayısıyla batı toplumunun zenginliğinin temelinde fakir ve güçsüzlerin sömürülmesi yatmaktadır. Bugün de bu durum aynı şekilde devam etmektedir.
Bu anlayış ile kadın, batı toplumunda sırf maddi bir varlık olarak düşünülmektedir. Batı toplumu yalnız maddi getiri ile tatmin olmaktadır. Dolayısıyla kadınlar da bu ortamda, bir maddi kazanç vasıtası olarak düşünülmektedir. Batıda maddi gelir elde etmek için kadının cinsi cazibesi daima ön planda tutulur. Konusu ne olursa olsun, her reklamda çıplak kadın figürleri kullanılarak insanların dikkatleri reklama çekilir. Bu yöntemle insanların beyinlerinde daima şehvet ve cinselliğin hakim olmasına çalışılmaktadır. Çünkü böylece insanların diğer önemli kavramları, adalet, hak, hukuk, sömürgesiz dünya gibi, akıllarına getirmesinler ve bu şekilde emperyal sermayenin işleri yolunda gitsin. Youtube gibi internet kanallarında ne ararsanız arayın, daima seks içerikli bir video karşınıza çıkar. Ayrıca yabancılara yönelik Avrupa’daki TV kanallarında cinsellik daima ön plandadır.
Bütün bunların sonucu olarak batı toplumunda aile hayatı kavramı zayıflamıştır. Ailede eşlerin birbirlerine sadık kalmaları diye bir şey ortadan kalkmıştır. Faşinglerde ve karnavallarda eş değiştirmek bir kültür ve övünme vesilesi haline gelmiştir. Böyle bir toplumda aile mahremiyeti diye bir şey yoktur. Yasalar tek eş ile evlenmeyi zorunlu kılsa bile, eşlerin dışarıda başka partnerlerinin olması sıradan bir olaydır. Böyle bir toplumda kadınlar mutlu ve özgür olamazlar. Bu toplumun fertleri yalnızlık duygusu içinde yaşarlar ve birbirlerini sevmezler. Bu durum övünülecek bir medeniyet ölçüsü değildir ve bu ahlâk anlayışı toplumları manevi olarak çökertir.
Böyle bir toplumda kadın mutlu olmaz. Çünkü kadını mutlu edecek yegane şey, kendini güvende hissedeceği bir aile hayatı yaşamasıdır. Kadının tek başına hayatın bütün zorluklarıyla mücadele etmesi kolay değildir. Bu ancak sağlıklı bir aile hayatı içinde mümkündür. Bu ise batı toplumunun temin edemediği bir şeydir. Kendisini yalnız hisseden ve güven duygusu zayıflayan bir kadın için özgür olmak neyi ifade eder? Bu özgürlüğün kadına ne faydası vardır? İster kadın olsun ister erkek olsun, insanlar ancak sağlıklı bir aile hayatı içinde rahat ve mutlu olabilirler. Bu nedenle Allah Teâlâ, erkek ve kadının sükun ve ferah içinde yaşayabilmeleri için onların meşru yolla evlenmelerini tavsiye etmiştir.
Sağlıklı toplum hayatı, sağlıklı aile hayatlarının bir bileşkesidir. Kadın ve erkeğin mutlu olması da ancak sağlıklı ve meşru bir aile hayatı yaşamaları ile mümkündür.

• Sonuç

Allah Teâlâ her şeyi bir hikmet ve bir sebep ile yaratmıştır. Aynı şekilde erkek ve kadının yaratılmışında da hikmetler ve sebepler vardır. Bunları en iyi anlatan ve düzenleyen İslam dinidir. Bütün insanlar, kadın ve erkek, Allah’ın şerefli kullarıdır. Şeref bakımından kadın ve erkeğin birbirlerine üstünlükleri yoktur. Allah’a en yakın olan kişi takvada en ileri olandır. Takva konusunda kadın-erkek ayrımı yapılmaz. Herkes, İslam’ı bilip, kendi hayatını ona göre düzenlerse takvaya erişmiş olur. Böylece Allah’ın sevdiği bir kul olur. Allah insanları, kendisine ibadet etsinler diye yaratmıştır. Burada kadın-erkek ayrımı yoktur. İbadette erkek kadından üstündür diye bir şey yoktur. İslam’ı bilmek ve yaşamak hem kadın ve hem de erkek için farzdır. Kim daha güçlü iman ve amel sahibi ise, yarın ahirette onun derecesi daha üstün olacaktır.
Toplumumuzda yanlış bir düşünce olarak, kadının hukuksal ve sosyal haklarının Cumhuriyet ile birlikte elde ettikleri iddia edilmektedir. Oysa kadının öğrenim, seçme, meslek edinme, sosyal hayatta yer alma vs. gibi hakları İslam şeriatında da sağlanmıştır. Ancak İslam’da bu gibi hakların düzenlenmesinde, kadının ve toplumun menfaati açısından bazı sınırlamalar getirilmiştir. Bu sınırlamalar kadının aleyhine değil, bilakis lehinedir. Ancak, İslam’a inanmayanlar bu gerçeği saptırarak din aleyhinde propaganda vasıtası olarak kullanmaktadırlar.
Müslüman hanım kardeşlerimiz, bu propagandalar seni kandırmasın! Sen, İslam’ın emir ve yasaklarına uyan bir hayat sürmeye çalış. Çünkü gerek dünya ve gerekse ahiret saadetini ancak bu şekilde elde edebilirsin.
Bu makalemizde kadının durumunu Kuran ve Sünnet açısından ele aldık. Daha sonraki makalemizde kadının durumunu tasavvuf açısından ele alacağız inşallah. Orada görülecektir ki, tasavvufta kadına verilen değer, bütün feministleri kıskandıracak bir seviyededir.
Salat ve Selâm, başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere bütün peygamberlerin, onların ehl-i beytlerinin, ashabının ve bütün iman sahibi kardeşlerimizin üzerine olsun.

• Kaynaklar

“Dictionnaire Philosophique”, Voltaire, Paris, 1876.
“Din ve Kadın”, Asım Yapıcı, Çamlıca Yayınları, İstanbul, 2016.
“İhyâu ulûmid-dîn”, İmam Gazzâlî, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1975.
“İslam’da Kadın”, Bekir Topaloğlu, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2013.
“İslam Medeniyeti”, W. Durant, İstanbul.
“Fütûhât-ı Mekkiyye”, İbn Arabî, Litera Yayıncılık, İstanbul, 2007.
“Kuran-ı Kerim Meali”, Elmalılı M.H. Yazır, Cuma Yayınları, İstanbul, 2007.
“La Civilisation Arabe”, J.C. Risler, Paris, 1955.
“Riyâzü’s-Sâlihîn”, Nevevî, Diyanet İşleri, Ankara, 1976.
“Sahih-i Buhari”, İmam Buharî, Polen Yayınları, İstanbul, 2008.

Yorum ve eleştirileriniz için: yorum@ilimvetasavvuf.com





Просмотров: 39 | Добавил: Gökböri | Рейтинг: 3.0/1
Awtoryň başga makalalary

bölümiň başga makalalary




Всего комментариев: 0
Добавлять комментарии могут только зарегистрированные пользователи.
[ Регистрация | Вход ]