23:41
Türki medeniýet çarçuwasynda ant
TÜRK KÜLTÜR ÇERÇEVESINDE ANT

Türklerin hayatında av, sürü ve akın önemli bir yer tutmuştur. Bütün bu işlerin yapılması kendi aralarında dostluk ve dayanışmanın sağlanmasına bağlı olmuştur. Dostluk kurmuş olan­lar birbirlerine güvenmişlerdir. Güven olmadan ava çıkılmamış, sürüler otlatılamamış ve düşmanlar üzerine akınlar gerçekleştirilmemiştir. Toplumda dost­lukların kurulması ve güven duyguları­nın artması kahramanların dayanışma­sına temel oluşturmuş ve hayatın bütün güçlüklerine karşı başarı sağlanmıştır.
Dostlukların kurulması için bir ta­kım törenler düzenlenmiştir. Bu tören­lerde dostlukların temelleri atılmıştır. Dost olabilmek için karşılıklı yeminler edilmiştir. Bu yemin ölünceye kadar bir­birlerine yardım edeceklerine, birbirleri için bütün tehlikeleri göze alacaklarına ve hatta gerektiğinde öleceklerine dair olmuştur.
Türk kültür çevresinde yazılı belgelerde yemin için “ant”, yemin etmek içinse “ant içmek” tabiri kullanılmıştır. Bütün Türk topluluklarının dillerinde bu kelimeler bulunuyor ve aynı anlam­da kullanılıyordu. Bu kapsamda Uygur Türkçesinde “ant” yemin anlamına gel­mekte, “antıkmak” ise yemin etmek, ant içmek için kullanılmış bir fiildir (Caferoğlu 1968: 17). Kumanlar “ant”, “ant iç-“ ke­limelerini kullanmışlardır. Burada “ant” yemin, ant iç” ise, yemin etmek, ant iç­mek anlamlarında kullanılmıştır. Ayrıca “ant içer-men”, ant içerim ve “tengrining atı bile ant içmegil”, Tanrının adı ile ant içme şeklinde cümleler kurulmuş, andın Tanrının adı ile içildiği de vurgulanmış­tır (Grönbech 1992: 9). Ed-Düretü’l-Mudiyye Fil-Lügati-t Türkiyye’de “ant iş”, ant içmek anlamındadır. (Hüsrev bin Abdullah 2003: 21). İbni Mühennâ Lügati’nde ise, “ant” yemin anlamında geçerken, “antlığ” kelimesi de yer almak­tadır. “Antlığ” birine yeminle bağlanmış olan kişi için kullanılmıştır (Cemalüd-din İbni Mühennâ 1997: 10). Türk kül­tür çevresinde yemin için “ant”, birbirine karşı yeminli kişi için “antlı” ve yemin etmek için ise “ant içmek” tabirlerinin kullanılmış olduğu görülmektedir. Bu tabirler kültürel süreklilik içerisinde gü­nümüze kadar ulaşmış bulunmaktadır. Günümüzde Türk toplulukları arasında Türkiye Türkçesi başta olmak üzere, Azerbaycan, Başkurt, Kazak, Kırgız, Öz­bek, Tatar, Türkmen ve Uygur Türkçe­lerinde “ant” kelimesi kullanılmaktadır (Ercilasun 1991: 22- 23). Altay Türkçesinde ant “antıgış”, ant içmek “antık” ve ant içmiş olan “antıgarlu” kelimeleriyle açıklanmaktadır (Baskakov-Toşçakova 1999: 26). Yakut (Saha) dilinde ant “andağar” ve ant içmek “andağay” keli­meleriyle ifade edilmektedir (Pekarskiy 1945: 21). Çuvaş Türkçesinde ant “ant” ve ant içmek “an tu” şeklinde geçmekte­dir (Skvortsov 1982: 36). Tuva Türkçesinde ant “dangırak”, ant içmek ise “dangıraktajır” şeklindedir (Arıkoğlu-Kuular 2003: 29). Hakas Türkçesinde ant içmek için “sirten” kelimesinin kullanıldığı gö­rülmektedir (Arıkoğlu 2005: 437). Bu bil­giler ışığında Türk kültür çevresinde ant kelimesinin yaygın olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Türk kültür çevresinde yemin et­mek manasına kullanılan ant içmek sözünden de anlaşılacağı gibi yemin bir nesnenin içilişi ile olmaktaydı. Şaraba kanlarını karıştırmak suretiyle yapılan bu hareket bir kardeşlik oluşturmak ve anlaşmak için yapılmaktaydı (Orkun 1937: 97). Anlaşabilmek için yalnız ant, yani yemin yeterli olmayıp, bu tören sı­rasında karşılıklı içme de söz konusuy­du. Bu itibarla ant töreninde hem içilmekte hem de kutlu saydıklarına andı bozmamak için yemin etmekteydiler. Bu şekilde ant içme şahıslar arasında oldu­ğu gibi boylar ve devletlerarasında da olmaktaydı.

■ Kan Kardeşliğine Dayalı Ant

Türk kültür çevresinde şahıslar ara­sında ant içmenin köklü bir geleneği bu­lunmaktadır. İlk ortaya çıktıkları kültür coğrafyası, adları, dillerine ait kelimeler, dini inançları, sanat anlayışları, gelenek ve görenekleriyle Türkler ve Türklükle bağlantıları ortaya konulmuş olan İskitlerde (Durmuş 2002: 620- 627) ant içmenin en eski örneği görülmektedir. Herodotos İskitlerin ant içmeleriyle ilgili olarak şu bilgileri vermektedir: “Toprak bir kupanın içerisine şarap doldururlar; ant içecek olanlar buna kanlarını karış­tırırlar; bunun için sivri bir şeyle küçük bir delik açarlar, ya da kılıçla hafif çizer­ler; sonra kabın içerisine bir pala, oklar, bir balta ve mızrak daldırırlar; bu da ol­duktan sonra öfke üzerine ant ederler ve kaptaki şaraptan azıcık içerler ve orda bulunanların ileri gelenleri de onlarla beraber içerler” (Herodotos IV, 70).
İskitlerde ant içme geleneği Lucianos tarafından da ele alınmıştır. Onun verdiği bilgiler Herodotos’un vermiş ol­duğu bilgileri desteklemektedir. Lucianos İskitlere dair bilgileri İskit soyun­dan olan Togaris (Toxaris)’in sözleriyle vermektedir. Togaris özellikle neden dost edindiklerini şu cümlelerle açıkla­maktadır. “Bizim memleketimizde savaş hiç eksik olmaz, ya biz bir ülkeye saldı­rırız, ya bizim yurdumuza bir saldıran olur, bir otlak için, talan için silaha sa­rılırız. İnsana dost da işte öyle zaman­larda lâzım olur. İşte bunun içindir ki, biz dostluklarımızı sağlamca perçinleriz, biz onun karşı konulmaz, yenilmez bir silah olduğuna inanırız” (Lucianos 1944: 211). Gerçekten samimi dostların olması savaş zamanlarında gerekmekte ve dost olan kişi dostu için yenilmez bir silah gibi görünmektedir.
İskitlerde dostların seçimine de bü­yük önem verildiği görülmektedir. Bu hususta Togaris, büyük işler başarabile­cek bir yiğit gördüklerinde onun başına üşüştüklerini, ona uzun zaman yaran­maya çalıştıklarını, dostluğunu kendile­rinden esirgememesi için hiçbir şeyden kaçınmadıklarını belirtmektedir. Seçtik­leri adamı kendileriyle dost olmaya razı ettiklerinde, birbirlerinden ayrılmaya, gerekirse birbirleri uğrunda ölmeye ant içtiklerini ifade etmektedir (Lucianos 1944: 211- 212). Bu anlatılanlara bakıl­dığında dost olacakları kişinin yiğitliği ilk sırayı almakta ve dost olmaya her iki taraf karar vererek, birlikte ant içmek­tedirler.
Togaris nasıl ant içtiklerini de şu şekilde anlatmaktadır: “Parmaklarımı­zın ucunu kesip kanı bir sağrağa (kâse) akıtırız, kılıçlarımızın ucunu o kana ba­tırır, sonra dudaklarımıza götürürüz; ar­tık dünyada hiçbir şey bizi birbirimizden ayıramaz. Bu birleşme, bu kan kardeşli­ği en çok üç kişi arasında olabilir; çünkü çok dostu olan bir adam bizce kötü ka­dın gibi bir şeydir. Dostluk o kadar çok bölünmeye gelmez, kuvvetini kaybeder (Lucianos 1944: 212). Bu verilen bilgiler­de dikkati çeken en önemli hususlardan birisi yalnız iki kişinin kanının karıştırı­lıp, herhangi bir içki içerisine konulmamasıdır. Diğer bir husus ise kan kardeş olmanın sınırsızlığı değil, özellikle bir kişinin en fazla üç kişi ile ant içmesidir. Fazla kişiyle ant içilmesi dostluğun güç­lü olmayacağı düşüncesini doğurmakta­dır.
Andın neler üzerine içildiği de Togaris tarafından ortaya konulmaktadır. Bu hususta Togaris şöyle demektedir: “Yel üzerine, yatağan (iki tarafı keskin kılıç) üzerine ant içiyorum. Biz yel ile yatağan üzerine ant içtiğimiz zaman bizim için yel hayatın, yatağan da ölümün özüdür” (Lucianos 1944: 212).
Togaris, İskit soyundan kan karde­şi olup, ant içenlerin birbirleri için neler yaptıklarını da ortaya koymaktadır. Bu kapsamda Dandamis- Amizokes, Belittas- Basthes, Makentes- Lonkhates- Ar- sakomas, Sisinnes- Togaris, Abaukhas- Gyndanes dostluklarını belirgin bir şe­kilde ortaya koymaktadır.
Bunlardan birincisi Dandamis ve Amizokes’in dostluğudur. Dandamis ile Amizokes birbirinin kanını içip dost ol­duktan kısa bir süre sonra Sarmatlar İskit topraklarına saldırırlar. Ani saldırı karşısında İskitler büyük kayıp verirler. Amizokes de tutsak edilir. Dandamis’e kan kardeşi olduklarını çağırarak ha­tırlatır. Dandamis onun sesini duyunca bir an bile düşünmeden Tanais (Don) nehrine suya atlar, yüzerek düşmana saldırır. Sarmatlar yaylarını çekerler, Dandamis’i öldürmek isterler. Dandamis “ziris” diye bağırdığından öldürülmez ve düşmanları onun fidye vermek için geldi­ğini dünürler. Dandamis’i liderlerine gö­türürler. Sarmat lideri ondan fidye ister. Dandamis’in verecek bir şeyi olmadığın­dan, kendisini tutmasını ve arkadaşını bırakmasını ister. Sarmat lideri “ziris” diye geldiğinden onu tutmasının müm­kün olmadığını, vücudunun bir kısmını bırakmasının uygun olacağını söyler. Dandamis neresini istediğini sorduğun­da, Sarmat lideri onun gözlerini ister. Orada Dandamis’in gözlerini oyarlar. Bundan sonra Amizokes ve Dandamis’i bırakırlar. İki arkadaş ırmağı geçer ve İskitlerin yanına dönerler. Dandamis’in dostluğa vefası İskitleri avutur. Bu ara­da Sarmatlar da korkup yılarlar. Amizokes dostunun gözleri körken kendi gözle­rinin görmesine katlanamaz, o da gözle­rini oyar. Hiçbir iş göremeyen iki dosta İskitler saygı gösterir ve yaşadıkları süre içinde ikisini de beslerler (Lucianos 1944- 213-215). Burada arkadaşını kur­tarmak için kendisini büyük bir tehlike­ye atan kişinin gözlerinin oyulmasının ardından, düşmanın elinden kurtulan dostunun da gözlerini oyması ve her iki­sinin de iş göremez hale gelmeleri gayet anlamlıdır. Daha da önemlisi her ikisi de iş göremez hale gelen iki dostun İskitler tarafından beslenmesi ve onlara saygı duyulmasıdır. Bu da düşmanlarının İskitlerin en büyük nimet olarak saydıkla­rı değer olan dostlarına güven duygusu­nu alamadıklarını göstermektedir.
İkincisini ise Amizokes’in amca­sının oğlu Belittas ile Basthes’in dost­luğu oluşturmaktadır. Belittas dostu Basthes’le avlanırken aslanın Basthes’in ayaklarından yakaladığını ve atından aşağıya çektiğini görür. Aslan avının üzerine çullanır, boğazını sıkar ve tır­naklarıyla parçalamaya başlar. Belittas hemen yere atlar, aslanı arkasından sarar, kızdırıp kendine döndürmek için çeker, hatta Basthes’i belki kurtarırım diye elini hayvanın ağzına sokar. Aslan yarı ölü adamı bırakarak Belittas’a dö­ner, boynuna atılıp öldürür. Belittas da o sıra kılıcını hayvanın göğsüne saplar. Üçü birden can verir. Togaris’in de bu­lunduğu bir grup İskit iki mezar kazar. Mezarlardan birine iki dost, diğerine ise aslan gömülür (Lucianos 1944: 216). Belitas’ın öleceğini bilerek aslanın üze­rine atılıp arkadaşını kurtarmak iste­mesi büyük bir kahramanlık örneğidir. İskit toplumunun kahramanları mezara gömmelerinin yanında bir mücadele esnasında öldürülen aslanı da bir mezara gömmüş olmaları da cesaret ve kahra­manlığa vermiş oldukları önemin açık delillerindendir. Ancak kahramanla mü­cadele sırasında ölen aslanın niçin böyle gömüldüğünü açık şekilde belgeleyebile­cek herhangi bir kaynak bulunmamak­tadır.
Üçüncü örneği Makentes, Lonkhates ve Arsakomas arasındaki dostluk oluşturmaktadır. İskit kökenli Arsakomas Bosporos’ta saltanat süren kra­lın kızını ister. Krala “Kızını bana ver. Koca olarak ben ona herkesten daha iyi yakışırım, çünkü benim varım hepsininkinden üstündür” der. Kral bu sözlere şaşar: “Senin kaç davarın, kaç savaş araban var” der. Bunun üzerine Arsakomas: “Benim ne davarım var, ne de sa­vaş arabam; ama iki dostum vardır, İskit ülkesinde kimsenin öyle dostu bulunmaz” cevabını verir. Arsakomas ülkesine dönünce durumu arkadaşlarına anlatır. Kralın kızını Adrymakhos adlı birine verdiğini söyler. “Onun on tane altın kâ­sesi, dörder köşeli seksen tane arabası, bilmem ne kadar davarı, sığırı varmış. İnce işlenmiş kâseleri, ağır arabaları, davar, sığır sürülerini bizim gibi yiğitler­den üstün tuttu” der. “Ben, iki yandan kederliyim dostlarım: bir kere kıza gönül verdim; ikincisi, öyle bir kalabalık içinde hakarete uğramak içime işledi. Bence siz de benim kadar hakaret görmüş sayılır­sınız; mademki dostluk andını içtiğimiz­den beri üçümüz tek bir insanmış gibi yaşıyoruz, mademki acılarımızı da, zevklerimizi de paylaşmamız lâzım geliyor, o halde her birimize o hakaretin üçte biri düşer” diyerek sözlerini tamamlar. Bu­nun üzerine Lonkhates: “Hayır üçte biri değil; mademki sana öyle bir iş etmiştir, üçümüze de aynı şekilde hakaret etmiş demektir” diye cevap verir. Arsakomas’ın iki arkadaşı da harekete geçer. Biri kralı öldürür. Diğeri de kızı Arsakomas’a getirir (Lucianos 1944: 218- 223).
Dostluk örneklerinden dördüncü­sünü Togaris ile Sisinnes’in dostlukları oluşturmaktadır. Togaris İskit ülkesin­den Yunanistan’a giderken, Amastris’e uğrar. Çocukluktan beri arkadaşı olan Sisinnes de ona yol arkadaşlığı eder. Amastris’in limanında eşyalarını bir odaya koyarlar. Gezmeye çıkarlar, ne­leri varsa hepsi çalınır. Sisinnes liman­dan odun taşır, aldığı parayla yiyecek alır. Sonra Sisinnes tiyatroda bir mü­cadele müsabakasına katılır. Mücadele sırasında baldırından yaralanır, sonra bir hamle ile rakibinin göğsüne kılıcını saplar ve büyük para ödülünü alır. Para sıkıntıları ortadan kalkar. Sisinnes iyile­şince İskit ülkesine döner. Togaris’in kız kardeşiyle evlenir (Lucianos 1944: 226­-229). Sisinnes’in arkadaşının ihtiyaçları­nı karşılamak üzere, ölümü göze alarak bir kahramanın karşısına çıkıp mücade­le etmesi de dostluğa verilen önemi açık bir şekilde göstermektedir. Bu dostluk Togaris’in kız kardeşini Sisinnes’in al­masıyla hısımlığa da dönüşmüştür.
Togaris’in son olarak anlattığı Abaukas’la Gyndanes’in dostluğudur. Abaukhas hanımı ve çocukları ile yolcu­luğa çıkar. Gyndanes de onlara yol arka­daşlığı eder. Yolda eşkıyalar karşılarına çıkar. Gyndanes yaralanır, ancak eşkı­yaları püskürtür. Bir evde yatarlarken, evin üst katında yangın çıkar. Abaukhas yaralı arkadaşını kucaklayıp aşağıya iner. Sonra Abaukhas’ı hanımı ve çocuk­larını bırakıp Gyndanes’i kurtardığı için ayıplayanlar olur. O, “Benim daha başka çocuklarım olur, ama benim daha uzun zaman Gyndanes gibi vefalı bir dostum olamaz” diye cevap verir (Lucianos 1944: 229-230). Burada eşkiyalara karşı bü­tün aile fertlerini koruyan ve yaralanan Gyndanes’in Abaukhas tarafından yan­gından kurtarılması ahde vefanın bir ör­neği olarak görülmektedir.
Bütün bu anlatılanlardan ant içe­rek kan kardeşi olanların birbirlerine karşı ne derecede sadık oldukları ve ken­dilerini dostları için ölüme attıkları dik­kati çekmektedir. Dostu uğruna gözleri­ni feda etmek, aslan pençesi altında can vermek, savaş sanatının üstadı karşısın­da her türlü tehlikeyi göze alarak müca­dele etmek, eşkıyaya karşı arkadaşı ve ailesinin hayatını kurtararak kendini siper etmek, savaş sırasında ölümü göze alarak atılmak dostluğun ne kadar önem taşıdığını ortaya koymaktadır.
Kan kardeşliği ve ant törenleri ar­keolojik buluntularla da belgelenebilmektedir. Bu şekilde tasvirler elbise ve başlık üzerine dikilmiş madeni plakalar üzerinde olduğu gibi madeni kap üzeri­ne de yapılmış olabiliyorlar. Bu tasvirler incelendiğinde yan yana gelerek diz çök­müş iki İskit’in içki boynuzundan aynı anda kan karıştırılmış içkiyi içtikleri gö­rülmektedir (Ebert 1929: 68).
Yazılı belgelerde pek üzerinde du­rulmayan, fakat ant içme törenlerinin resimle tasvir edilmelerinde ortaya çı­kan gerçek her iki savaşçının tek bir kaptan, bir içki boynuzundan ve benzeri şeylerden içmeyi bu ciddi tören esnasın­da yapmasıdır. Geleceğin iki kan kardeşi şarabı kanları ile karıştırmış, birbirleri­ne çok yakın olarak dayanmış, her ikisi de kabı dudaklarına kadar kaldırarak bu karışımı içmişlerdir. Aynı anda içme belirgin bir şekilde önem arz etmektedir. Bu durum onları ölüme kadar, belki de öbür dünyada birbirlerine sıkıca bağla­mıştır. Törene çevrede bulunan savaşçı­lar tanıklık etmektedir (Rolle 1980: 71). Bu görüntü açık bir şekilde yazılı kay­naklarda verilen bilgileri desteklemek­tedir. Ayrıca kazılarda içki boynuzunun ortaya çıkarılmış olması da diğer arkeo­lojik buluntular ve yazılı kaynaklardaki bilgileri doğrulamaktadır.
İskitlerin dostlaşma törenlerinde görülen kan karışma unsuru Türk kül­tür çevresinde tarih boyunca devam et­miştir. Yazılı belgelerde bu şekilde kan karıştırılarak ve birlikte içilerek yapılan törenlere -uzlaşmaya dayalı ant başlığı altında görüleceği üzere- Asya Hunları, Avarlar, Göktürkler ve Uygurlarda ulus­lar arası antlaşmalarda rastlanılmaktadır. Kültürel süreklilik içerisinde Türk kültür çevresinde kan karıştırarak, dost olma Uygur sonrası dönemde de görülmektedir.
Türk ve Moğol toplulukları arasında kan kardeşliği esasına dayalı andın yay­gın olduğu anlaşılmaktadır. Anda dayalı kan kardeşi olanlar şahitler önünde, kol­larında bir damar yararak kanlarını bir fincan içine akıtmakta, bunu süt veya kımızla karıştırarak her birisi bu içkinin yarısını içmektedirler. Böylece ikisi de Türkçe ve Moğolcada aynı manaya gelen “anda” olmaktadırlar. Bu şekilde kan kardeşi olmak âdeti günümüzde Batı Türk dünyasında yoksa da çocuklar ara­sında yakını ile kolunu kanatarak içmek hali mevcuttur. Türkçede kullandığımız “ant içmek” tabiri de bu eski Türk âde­tinin kalıntılarındandır (Yazksız 1316: 60).
Kan yalaşıp kardeş olmak yalnız ço­cuklarda kalmış eski bir hatıra olmakla kalmayarak Türk edebiyatı eserlerinde korunmuştur. II. Bayazıt devrine ait edebi eserlerde kan yalaşıp dost olma motifine rastlanılmaktadır. Bu devir şa­irlerinden Mesihi’nin Ali Paşa’ya yazdığı mersiyede kan kardeşliği işlenmiştir:

Subhudem bir acep uğraş oldu
Her taraf lagze-i sabaş oldu
Dil paşa ile peykân-i oldu
Kan yalaştı ve kardaş oldu
(Yazık­sız 1316: 60- 61).

I. Selim devri şairlerinden Ahî’nin bir şiirinde de kan kardeşlik konu edi­nilmiştir:

Okların can almağa tîrinle yoldaş oldular
Sinelerde kan yalaştılar karındaş oldular
(Yazıksız 1316: 61).

Türk edebiyatında kan kardeşliği ile ilgili çok sayıda örnek bulmak müm­kündür. Kan kardeşliği ile ilgili beyit yazan şairler arasında Aşki, Revani ve Şeyh Galip de sayılabilir.
Aşki’nin kendi adıyla anılan “Aşki Divanı’nda kan yalaşıp, kan kardeşi ol­mayla ilgili şu beyiti bulunmaktadır:

Dil müjenle kan yalaştılar karındaş oldular
Zâhirâ gören sanur kanlu bıçaklı yağıdır
(Aksoy 1996: 2240).

Asıl adı İlyas Şûca Çelebi olan Revanî de XVI. yüzyıl mesnevi şairlerin­dendir (Banarlı 2001: 477). Adı geçen şairin “Revanî Divanı”nda kan kardeşi olmayla ilgili şu beyiti dikkat çekicidir:

İkilikten geçmişiz birliğe irdik za- hidâ
Ayş ile kardaş okuştuk kan yalaştık câm ile
(Aksoy 1996: 2240).

Asıl adı Mehmet olan XVIII. yüzyıl şairlerinden Şeyh Galip’in Türk edebiyatına hediye ettiği en güzel eserlerden biri “Hüsn ü Aşk Mesnevisi”dir (Banarlı 2001: 770, 775). Söz konusu mesnevide kan kardeşliği ile ilgili şu beyit bulun­maktadır:

Biri birine ulaştı bunlar
Ol bağçede kan yalaştı bunlar
(Aksoy 1996: 2240).

Günümüzde daha çok çocuklar ara­sında yaşatılan kan kardeşliği geleneği tamamen yok olmamıştır. Kardeşlik bağ­larının kurulması ve insanların toplum­daki yerlerinin pekiştirilmesi için kulla­nılan bu yöntem biraz şekil değiştirerek de olsa, Anadolu’da uygulanabilirliğini sürdürmüştür. Özellikle Anadolu’da yaşayan konar-göçerler arasında kan kardeşi olacak iki kişinin bileklerini bir miktar kesmek suretiyle kanlı bileklerini birbirine değdirerek kan değiş tokuşunu gerçekleştirdikleri görülmektedir (Roux 1994: 190). Böylece kan kardeşi olanla­rın kanlarını karıştırıp içme ya da ya­lama safhası gerçekleştirilmemekle bir­likte, biraz kesilmiş bileklerin birbirine karşılıklı değdirilmesi suretiyle kanların karıştırılması sonucunda kan kardeşliği ritüeli daha sade ve kolay uygulanabilir bir hal almış bulunmaktadır.

■ Kargışa Dayalı Ant

Türk kültür çevresinde iki kişinin kan kardeşliğini esas alan ve dost ol­maya yönelik ant içmelerinden başka bireylerin tek başlarına da yemin ettik­leri görülür. Bu şekilde yeminde sözünde durma söz konusu olup, gerçek ile yalanı ayırt etmek için yapılan törenler bu kap­samdadır. Divanü Lûgat-it Türk’te geçen “kargış” kelimesi “lanet, beddua, ilenme” için kullanılmıştır (Kaşgarlı Mahmud IV: 268). Bir insan herhangi bir şeye ye­min ederken, “yalan söylersem, sözümde durmazsam” şeklinde kendisinin lanet­lenmesi ve kötülük bulması üzerine ye­min etmektedir.
Kargışa dayalı anda Türk kültür çevresinde sık rastlanılmaktadır. X. yüzyılın ilk yarısında Müslüman yazar­lardan İbn-ül-Fakih Türklerin gelenek ve göreneklerinden söz ederken, ant konusuna da değinmiştir. O, “Türkler bakırdan yapılmış bir put önünde ye­min ederler. Putun önünde su dolu bir kap bulunur. Suyun içine altın ve bir avuç buğday atarlar. Kabın altında bir tane kadın pantolonu bulunur. Yemin eden andımı bozarsam kadın pantolonu giyimim olsun, beni buğday gibi biçsin­ler, yüzüm altın gibi sararsın der” (İnan 1948: 280).
XI. yüzyılda Müslüman yazarlar­dan Gardizi Türkişler hakkında bilgi verirken, onların yaşadıkları kültür coğrafyasında bir dağa taptıklarını be­lirtmektedir. Onun bildirdiğine göre, “bu dağa yemin ederler ve bu dağın Tanrı’nın ikâmetgahı olduğunu söylerler” (Şeşen 1985: 88). Bu bilgilerden yeminin nasıl edildiğine dair herhangi bir bilgi çıkar­mak mümkün olmamakla birlikte, kar­gışa dayalı olabileceği düşünülebilir.
Türk gelenek ve görenekleri hak­kında çok değerli bilgiler veren Kaşgarlı Mahmud demir kelimesini açıklarken Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve daha başka boyların halkı ant içtiklerinde, kılıcı çı­kararak yanlamasına öne korlar. “Bu gök kirsin, kızıl çıksın” derler ki, “sö­zümde durmazsam, kılıç kanıma bulan­sın, demir benden öcünü alsın” demek­tir. Çünkü onlar demiri büyük sayarlar” (Kaşgarlı Mahmud I: 362).
Müslüman Arap yazarlarla Kaşgarlı Mahmud’un verdiği bilgiler, bu hususta bilgi veren Dede Korkut hikâyelerindeki Oğuz kahramanlarının ant formülleri­nin hem kargıştan ibaret olduğunu hem de Türk kültür çevresinde var olanların yansımaları şeklinde ortaya çıktığını göstermektedir.
Alp Kazan’ın İnagı Beyrek Kazan’a asi olmayacağına şöyle ant etmektedir: “Ben Kazan’ın nimetini çok yemişim, bilmezsem gözüme dursun! Kara koç kazılık atına çök binmişim, bilmezsem bana tabut olsun! Güzel kaftanlarını çok giymişim, bilmezsem kefenim olsun! Al bargâh otağına çok girmişim, bilmezsem bana zindan olsun!” (Gökyay 2007: 190).
Beyrek ant içti: “Kılıcıma doğrana­yım, okuma sançılayım, yer gibi kertile­yim, toprak gibi savrulayım, sağlıkla va­racak olursam Oğuza gelip seni helallığa almazsam” (Gökyay 2007: 73).
“Oğuz yiğidinin öfkesi kabardı: Kılı­cını çıkardı, yeri çaldı, kertti. Kerttiğim yer gibi kertileyim, toprak gibi savrula­yım, kılıcıma doğranayım, okuma sançılayım, oğlum doğmasın, doğarsa on güne varmasın bey babamın kadın anamın yüzünü görmeden bu gerdeğe girersem” (Gökyay 2007: 130).

■ Uzlaşmaya Dayalı Ant

Türk kültür çevresinde bireylerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri ant­lardan başka devletler arasında da ant törenleri yapılmakta ve ant içilmekteydi. Bu şekilde Türklerin ant içme töreni hakkında ilk bilgi M.Ö. I. yüzyıla aittir. Bu antlaşma Hun hakanı Huhanyeh ile Çin elçileri arasında M.Ö. 43 yılında ger­çekleştirilmiştir (Ögel 1981: 162). Çin’in kuzey sınır bölgelerinde yaşayan Huhanyeh Han’ın yanına giden Çin elçileri gözlemlerini antlaşmanın gerçekleştirilmesinden önce şu şekilde aktarmışlar­dır: “Tanhu’nun (Huhanyeh Han) halkı, tam olarak güçlenmiştir. Sınır bölgele­rinde av hayvanları bitirilmiştir. Tanhu kendisini savunmak için yeterli derece­de güçlenmiştir. Cici Han’dan korkması için herhangi bir sebep kalmamıştır”. Elçilerin belirttiğine göre, “O, meclisi­ni topladı. Toplantıya katılanların çoğu kuzey bozkırlarına çekilmeyi önerdiler. Böylece kuzeye çekilmiş olurlarsa, onla­rın kontrolü çok güçlenmiş olacaktı” (De Groot 1921: 223).
Hun hakanı Huhanyeh ile Çin elçi­leri Çan ve Mın arasında gerçekleştiri­len antlaşma da bu gelişmelerden sonra yapılmıştır. Bu antlaşma şu şekildedir: “Han (Çinliler) ve Hunlar günümüzde ve bütün gelecekte nesilleri boyunca birbir­lerini aldatmamak ve birbirlerine saldırmamak için özel dostluk kurarlar. Hır­sızlık ve yağmalar gerçekleşirse, taraf­lar birbirlerini bilgilendirirler. Cezalara izin verirler ve karşılıklı zarar bedelini öderler. Akınlar gerçekleştirilirse, bir­birlerine yardım etmek için savaşacak insanları toplarlar. Han ve Hunlardan bu andı ilk defa kim bozmaya kalkışır­sa, Tanrı’nın bütün cezasına çarpılsın! Bütün soyların çocukları bu anda sadık kalsın!” (De Groot 1921: 223).
Antlaşma töreni için Çinli Çan ve Mın ile Hun hakanı ve boy beyleri Hunların Lok nehrinin doğusunda bir dağa çıkmışlar, orada bir beyaz atı kurban et­mişler, Tanhu kupanın içindeki şaraba kılıcının ucuyla dokundurmuş ve birlikte antlı şarabı içmişlerdir. Burada kurban edilen atın veya ant içenlerin kanıyla şa­rap karıştırılmak suretiyle içilmiştir (De Groot 1921: 223).
Türk kültür çevresinde gerçekleş­tirilen yeminlerden birini Bizans yazarı Menander kaydetmektedir. Avar hakanı Bayan M.S. 6. yüzyılda Avrupa’da kuv­vetli bir devlet kurabilmek için Belgrad ve çevresini ele geçirmeyi amaçlar. Bi­zans imparatorunun elinde bulunan Sirmium kalesini ister, red cevabını alınca buranın zaptı için çalışmaya koyulur. Bunun için ırmağın üzerine bir köprü yaptırmak ve bu köprü yapıldıktan son­ra, onun korunmasına yönelik donanma yapılması gereğini düşünür. Donanma yapılır. Sava nehri üzerinde de köprü yapılmaya başlanır. Bayan’ın bu hare­ketini gören Bizans kale komutanı telaş­lanır. Türk hakanı Bayan köprü yapan işçilerin üzerine bir tek ok atılsa savaş nedeni sayacağını belirtir. Kale kuman­danı durumdan hükümdarını haberdar etmek ve o zamana kadarda Türklerden teminat almak ister (Orkun 1937: 99­100). Bunun üzerine Bizans ve Avarlar arasında sözleşmeyi teyit için ant içilir. Her iki taraf ileri gelen maiyet, halk ile muayyen bir yerde buluşurlar, Avar hakanı Bayan Türk adeti gereği kılıcını çeker, ucunu yukarı doğru tutar ve şu suretle yemin eder: “Sava nehrine köp­rü kurmakla Romalılara bir zarar verir isem ben Bayan ve Avarlar mahvolalım. Gök başımıza çöksün, Gök Tanrı’nın ateşli okları bizi öldürsün; dağlar ve or­manlar başımıza yıkılsın. Savanın suyu taşarak bizi yutsun” (Orkun 1946: 89).
Göktürkler ve Çinliler arasında M.S. 626 yılında bir barış antlaşması gerçekleştirilmiştir. Bu antlaşmayla ilgi­li olarak şöyle denilmektedir: “Aynı gün Hieli gerçekten barış istedi, imparator da bunu kabul etti. Ertesi gün bir beyaz at kurban edildi ve Hieli ile Pienki’ao köprüsü üzerinde dostluk antlaşması ya­pıldı (Liu Mau- Tsai 1958: 190- 191). Bu antlaşma Çinliler ile Hunlar arasında gerçekleştirilen antlaşmaya büyük ben­zerlik göstermektedir. Burada da aynı şekilde beyaz at kurban edilmiş olup, tören düzenlendiği ve kan andının ger­çekleştirildiği düşünülmektedir.
Uygurlar ve Çinliler arasında da 765 yılında antlaşma töreni yapıldığı gö­rülmektedir. Çinli komutan bu törende şöyle dedi: “Göğün oğlu Tang uzun yıllar yaşasın. Aynı zamanda Uygur Kağan­lığı da uzun yıllar yaşasın. İki devletin general ve bakanlarının şerefine içilsin. Her kim bu antlaşmayı bozarsa, onun ordusunun askerleri yok olsun ve onun bütün soyu sopu kurusun”. Ant şarabı getirildiği zaman Uygur bakanları da şöyle söylediler: “Biz senin andınla ant içeriz”. (Mackerras 1968: 48).
Türk kültür çevresinde çeşitli boy mensupları da bir araya gelerek ant iç­mişlerdir. Çeşitli boylara mensup olan­ların bir araya gelerek ant içme geleneği Moğol toplulukları arasında Olhui nehri­nin kaynak bölgesinde gerçekleştirilmiş­tir. Onlar söz konusu bölgede toplanarak Camuha’yı Han seçmeye karar vermiş­ler. Bir aygır ve bir kısrak keserek karşı­lıklı yemin etmişlerdir (MGT 1995: 70).
1760 yılında Kırgız-Kazaklarla Kalmuk-Torgavutlar arasında bir barış antlaşması gerçekleştirilmiştir. Bulanık denilen su kıyısında gök kaşka (alnında bir işaret bulunan) boz aygır, karabaşlı koç kurban kesip ellerini kana batır­mışlar ve böylece antlaşmışlardır (İnan 1948: 281).

■ Sonuç

Türk kültür çevresinde ant içme geleneği yazılı belgeler ışığında İskit dö­nemine kadar eskiye gitmektedir. İskit dönemine ait yazılı belgelerdeki bilgileri arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çı­karılmış levhalar üzerindeki tasvirler de desteklemektedir. Ayrıca kazılar sonu­cunda ortaya çıkarılmış olan içki kapla­rının da ant içme geleneğiyle bağlantısı ortaya konulabilmektedir. Bu belge ve tasvirler karşılıklı iki kişinin kan karde­şi olmak suretiyle ant içmelerini ortaya koymaktadır.
Türk kültür çevresinde bireysel olarak da ant içmeye rastlanılmaktadır. Burada ant ya da yemin eden kişi bir şeyi gerçekleştirmemesi, sözünde durmaması ve yalan söylemesi halinde lanetlenmesini istemektedir. Bu şekilde yemin bireysel olduğundan herhangi bir kan kardeşliği ve kan yalaşma söz konu­su olmamaktadır.
Ant içme boylar ve milletler arasında da gerçekleştirilmektedir. Bu törenlerde at kurban edilip, karşılıklı içilen içkilere kan katılmaktadır. Böylece karşılıklı iç­kiler içilmek suretiyle taraflar antlaşma yapmakta ve uzlaşmaktadırlar. Bu şe­kilde uzlaşmanın en eski örneğine Asya Hunlarında rastlanılmaktadır.
Türk kültür çevresinde kan kardeş­liğine dayalı antta kişilerin gençlik çağı­na girerken ya da genç yaşta ant içtikle­ri görülmektedir. Bireylerin kan kardeş oldukları kişi sayısı az olduğundan, her ferdin iki, üç kan kardeşi bulunduğun­dan kan kardeş olma sürecinin genç yaşta tamamlanmış olabileceği dikkati çekmektedir. Kan kardeş olma geleneği Türk kültür çevresinde hala çocuklar arasında devam etmektedir. Bu gelenek konar-göçerler arasında da yetişkinlerin bileklerini biraz kesmek ve karşılıklı bir­birine değdirmek suretiyle kanlarını ka­rıştırmaları kan kardeşliği geleneğinin sade bir biçimi olarak günümüze kadar ulaşmış durumdadır.

Prof. Dr. İlhami DURMUŞ,
Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, ilhamidurmus@gmail.com

# Alıntı Kaynak: Milli Folklor, Uluslararası Kültür Araştırmaları Dergisi, Sayı:84 Yıl: 2009.

■ KAYNAKLAR

♦ Aksoy, Ömer Asım, vd., 1996, Tarama Sözlü­ğü, IV, İstanbul Türk Dil Kurumu Yayınları.
♦ Arıkoğlu, Ekrem- Kuular, Klara, 2003, Tuva Türkçesi Sözlüğü, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayın­ları.
♦ Arıkoğlu, Ekrem, 2005, Örnekli Hakasca- Türkçe Sözlük, Ankara, Akçağ Yayınları.
♦ Banarlı, Nihad Sâmi, 2001, Resimli Türk Ede­biyatı Tarihi, I-II, İstanbul, Milli Eğitim Basımevi.
♦ Baskakov, Nikolai Aleksandrovich – T. M. Toşçakova, 1999, Altayca- Türkçe Sözlük, (Haz. E. Gürsoy Naskali- M. Duranlı), Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
♦ Cemalüddin İbni Mühennâ, 2003, İbni- Mü- hennâ Lûgati, (Haz. A. Battal), Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
♦ Caferoğlu, Ahmet, 1968, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul, Türk Dil Kurumu Yayınları.
♦ De Groot, Johann Jacob Maria, 1921, Die Hunnen der Vorchristlichen Zeit, Berlin- Leipzig, Walter de Gruyter.
♦ Durmuş, İlhami, 2002, “İskitlerin Kimliği”, Türkler, I, Ankara, Yeni Türkiye Yayınları, 620­-627. Ayrıca Bkz: Durmuş, İlhami, 2008, İskitler (Sakalar), Ankara, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları.
♦ Ebert, Max, 1929, “Südrussland, Skytho- Sar- matische Periode”, Reallexion der Vorgeschichte, 13, 52- 114.
♦ Ercilasun, Ahmet Bican, vd., 1991, Karşılaş­tırmaları Türk Lehçeleri Sözlüğü, I., Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
♦ Grönbech, K., Kuman Lehçesi Sözlüğü, 1992, (çev. Kemal Aytaç), Ankara, Kültür Bakanlığı Ya­yınları.
♦ Gökyay, Orhan Şaik, 2007, Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul, Kabalcı Yayınevi.
♦ Herodotos, 1991, Herodot Tarihi, (çev. Müntekim Ökmen), İstanbul, Remzi Kitabevi.
♦ Hüsrev bin Abdullah, 2003, Ed- Düretü’l- Mu- diyye Fil Lügati-t Türkiye, (Haz. R. Toparlı), Anka­ra, Türk Dil Kurumu Yayınları.
♦ İnan, Abdulkadir, 1948, “Eski Türklerde ve Folklorda Ant”, A.Ü. Dil ve Tarih- Coğrafya Fakül­tesi Dergisi, VI/4, 279- 290. Ayrıca Bkz: İnan, Abdulkadir, 1987, “Eski Türklerde ve Folklorda Ant”, Ma­kaleler ve İncelemeler, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 317- 330.
♦ Kaşgarlı Mahmud, 1992, Divanü Lûgat-it Türk, (çev. Besim Atalay), I- IV, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
♦ Liu Mau- Tsai, 1958, Die Chinesischen Nach- richten der Geschichte der Ost- Türken (Tu-küe), I, Wiesbaden, Otto Harrassowitz.
♦ Lucianos, 1944, Seçme Yazılar, II, (çev. Nurullah Ataç), İstanbul, Maarif Vekaleti.
♦ Mackerras, Colin, 1968, The Uighur Empire (744- 840) According to The T’ang Dynastie Histo- ries, Canberra, Centre of Oriental Studiesi the Aus- tralian National University.
♦ Moğolların Gizli Tarihi (MGT), 1995, (çev. A. Temir), Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
♦ Orkun, Hüseyin Namık, 1937, “Eski Türklerde Andlaşma”, Yücel, 97- 100.
♦ Orkun, Hüseyin Namık, 1946, Türk Tarihi, II, Ankara, Akba Kitabevi.
♦ Ögel, Bahaeddin, 1981, Büyük Hun İmpara­torluğu Tarihi, II, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayın­ları.
♦ Pekarskiy, Eduard Karoviç, 1945, Yakut Dili Sözlüğü, İstanbul, Ebüzziya Matbaası. Ayrıca Bkz. Vasiliev, Yuriy, 1995, Türkçe- Sahaca (Yakutça) Sözlük, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
♦ Rolle, Renate, 1980, Die Welt der Skythe, Frankfurt, Verlag C.J. Bucher.
♦ Roux, Jean- Paul, 1994, Türklerin ve Moğol­ların Eski Dini, (çev. A. Kazancıgil), İstanbul, İşaret Yayınları.
♦ Skvortsov, M. İ., 1982, Çuvaşsko- Russkiy Slo- var, Moskova.
♦ Şeşen, Ramazan, 1985, İslam Coğrafyacıla­rına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.
♦ Yazıksız, Necip Asım, 1316, Türk Tarihi, İs­tanbul, Feridiye Matbaası.
Категория: Taryhy makalalar | Просмотров: 14 | Добавил: Gökböri | Теги: Ilhami Durmuş | Рейтинг: 0.0/0
Всего комментариев: 0
Имя *:
Email *:
Ähli smaýliklar
Код *: